Prof. Dr. Mehmet Bulut SETA "Merkez Bankası ve Kalkınma" Paneline Katıldı


İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından 21 Şubat 2015 Cumartesi günü düzenlenen "Merkez Bankası ve Kalkınma-Türkiye İçin Yeni Model Arayışları" konulu panele konuşmacı olarak katıldı. 

Merkez Bankası'nın temel politika amaçları, neoliberal merkez bankacılığı ile kalkınmacı merkez bankacılığı arasındaki farklar ve kalkınmacı merkez bankacılığı için gereken reformların ele alındığı panelin moderatörlüğünü, SETA Ekonomi Araştırmaları Direktörü Sadık Ünay yaptı. Panelin ilk konuşmacısı olan Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet Bulut, 70'li yıllarda Güney Kore'de hem merkez bankacılığında hem de mali alanda tümüyle rutin dışı yaklaşımla kalkınma ve sanayileşmeyi destekleyici politikalar uygulandığını ve ülkenin 1980'lerde şaşırtıcı bir noktaya geldiğini ifade etti.

Dünyada tek bir kalkınma modeli olmadığı gibi merkez bankacılığıyla ilgili uygulamalarda da tek bir yöntem bulunmadığını vurgulayan Rektörümüz, hem ABD'de hem de Avrupa'da aslında hükümetin ekonomi politikalarıyla uyumlu bir merkez bankacılığı serüveni olduğunu söyledi. Prof. Dr. Bulut, Türkiye'nin bu noktada biraz "Ortodoks" kaldığı izlenimi olduğunu belirterek, Merkez Bankası'nın ülkenin büyüme ve kalkınma hedefleriyle uyumlu olması gerektiği önerisinde bulundu.

Türkiye'nin son 10 yılda yakaladığı istikrarlı büyümede Merkez Bankası'nın önemli rolü olduğuna, ancak 2023 hedeflerinin rutin  paradigma içinde yıllık ortalama yüzde 6 bile büyümeyle dahi yakalanamayacağına dikkati çeken Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet Bulut, şunları kaydetti: "Türkiye, makul rasyonel ölçüler içinde, paradigma dışına çıkma potansiyelini iyi kullanabilirse hem 2023 hedeflerine ulaşabilir hem de 2070'te Avrupa'da ilk 10'da sadece Türkiye olabilir. Bugünkü Avrupa'nın merkez güçleri, belki Almanya dahil, 2070'te ilk 10'da olmayacak. Uzun vadeli bakıldığında bunlara hazırlık açısından bu konu önemli. Kritik nokta da faiz meselesi. Merkez Bankası'nın ekonomik büyümeye katkısı düşük faizle olacak. Faiz ne kadar düşük olursa o kadar çok yatırım ve istihdam olacak ve ekonomik büyümeye o kadar fazla katkısı olacak. Merkez Bankası'nın bunu yapması lazım. Gelişmiş ekonomilerde faizler genelde düşüktür. Büyüyen ekonomilerde kritik konu faizdir. Keynes de 'Ne kadar düşük faiz o kadar iyi bir ekonomi' diyor. İdeal faiz oranı aslında sıfır faiz oranıdır. Dolayısıyla paradigma dışına çıkarak Merkez Bankası bu esneklikte önemli bir rol oynayabilir. Ama sadece Merkez Bankası değil diğer bütün kurumların bu kalkınma ve büyüme hedefine katkı sağlaması gerekiyor. O anlamda sistemin yeniden yapılandırılması tartışması boşuna değil."

Panelin konuşmacılarından Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ ise; "Merkez Bankası hedef tahtasına koyup, hele hele Erdem Başçı'yı baş spekülatör ilan etmekle bu iş olmaz" diye konuştu. Hakan Güldağ, büyümede problemin sadece faizin düşürülmesi ya da artırılması olmadığına işaret ederek, şu yorumu yaptı: "Bizim yatırım ortamıyla ilgili de sorunlarımız var. Bu da dikkate alınmalı. Ayrıca bu büyümeyi tutan Merkez Bankası değil ekonomi yönetimi. Hedefi koyan ekonomi yönetiminin kendisiydi. Hangi merkez bankası ülkesinin yüzde 20 büyümesini, daha fazla ihracat yapılmasını, işsizliğin düşmesini istemez? Olmuyorsa bir takım koşullar nedeniyledir. Faizin sıfır, hatta eksi olduğu Avrupa'da ekonomi iyi mi? Bütün sorunları, süper bir Merkez bankası yaratarak çözmek mümkün değil. Aslında Merkez Bankası'nın politikası çok bozulması gereken bir politika değil” dedi.

SETA Araştırmacısı Hatice Karahan da Merkez Bankası'nın şu an "Büyüme de benim hedefim" dese bile mevcut kırılganlıklar onarılmadan burada etkin sonuçlar olmayabileceğini belirtti. Karahan, şöyle konuştu: 'Tabii ki herkes faizin indirilmesinden yana. Özel yatırımlar şu an büyümeye ket vurdu. Bunu canlandırmak açısından faizler çok önemli. Ancak burada 'Faizleri şu an ne kadar indirirsek büyümeye gerçekten katkı verecektir?' sorusu sorgulanmalı. Orta ve uzun vadeye baktığımızda faizlerin daha düşük olduğu bir ortam bekliyoruz. Ancak özellikle de enerji ve teknoloji alanındaki gelişimimizi tamamlayamadığımız takdirde kırılganlıkların süreceğini ve hassas bir yapıda olacağımızı öngörüyorum. Bu nedenle yapısal büyüme çok önemli'